15 Ocak 2010 Cuma

*Forgotten*


beklememek gerek.
evrenle garip bir uyum geliştirmişiz, o istediklerimi veriyor, ama hep beklemekten vazgeçtiğim zamanlarda. bugün hayatımda ilk kez mektup aldım! mektup! aldım!!! bildiğin el yazısıyla yazılmış hem de, klavye falan da değil. üstünde adım bile yazıyor. yanında bir de hediye, hem de el emeği göz nuru bir hediye. o an içimde uyanan şükran duygusuyla bir an, sönen bi balon gibi hissettim. sanki uzun zamandır nefesimi tutuyormuşum da, o an geri vermişim gibi. çok bitkisel bir hayattan az bitkesele geçişin ortasındaki boşlukta yüzüyormuş gibi.
insan bazı mutluluklarının bedelini asla idrak edemiyor. ne yapsa etse eksik kalacak, orası aşikar. çünkü hissettiğimi, hissettirdiğime kanaat olmaz. mutluluk da tek kişilik. ama mektuplar hep ikili, hep ikili, hep ikili, hep ikili...bugün beni bir kez daha yaşadığıma inandıran, o işlevine kurban olduğum parmaklara selam olsun!

11 Ocak 2010 Pazartesi

DeliliğiErtelemek


iç sıkıntısı. bağırmakla geçer gibi, ama bağırırken kullanıcağım cümleleri henüz seçemedim. öznelerimi, nesnelerimi kaybettim. cümlelerim eksik, noktaları üçlü...sesler var sadece, başkalarının diğer başkalarına sarfettiği seslerde arıyorum çareyi. katmerleniyor. çoğalıyor. gidip bi deniz kenarında, dalgalarla kadeh tokuşturmak var. yada küçülüp babamın ayaklarımı gıdıklaması, çatlayana kadar kahkaha atmak var. eskiden gitmediğim yerlerin çokluğuna bakıp teselli bulurdum. şimdi o çokluğu kalan günlerin azlığına bölüp çıkan meblağda boğuluyorum.

ne desem şimdi ben soranlara. soruyorlar da, susuyorum. bakıyorum telefon çalsın da kurtarsın beni verebileceğim cevaplardan diye. çalmıyor. cümle kurmak gerek, birinci tekil şahıslı ve fiili olan. yani ben de olmayan her şey gerek. susuyorum. soruyorlar. sanki duymamışım gibi, kalkıp gidiyorum. nasılsa gelene kadar herkes herşeyi unutmuş oluyor. sanki ben, herkesin unuttuklarını&sustuklarını tek bünyede toplayan.

7 Ocak 2010 Perşembe



bu adam insanüstü bir şey!
tanıdıklarım içinde herkesten ayrı bi yere sahip olacak.
biliyorum, beni sevgilisinin en yakın arkadaşı olduğum için seviyor.
ama olsun, sonuca takılıp süreci kaçırmamak gerek.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Özne-Yüklem İlişkisi


çok devrimci günlerimi yaşıyorum bu aralar, her şeye isyan edesim var. onlarsa inadına üstümde, ve hatta beynimin içinde homurdanmakta, beni bir suskun, bir aptal, bir zavallıya dönüştürmek için bi taraflarını yırtmaktalar. onlar dediğimse, benim dışımda kalıp da bana benzemeyen her şey. yutkunduğumda boğazıma takılı her ne varsa sızıyor mideye, ekşitiyor. söylemesem çatlarım modundayım. farkettim ki, bu duruma düştüğüm her vakit yeniliğin arayışına kapılmışım. yeni lazım değil bana, eskiler hala doldurulmamış boşluklar olarak kaldığı sürece. "bir sonraki" diyebilmem için, çözülmüş her problemin sonuçlarını üstüste yığmalı, onların üstünden bakmalıyım dokunmadıklarıma, mahremiyetini bozmadıklarıma, gözümden kaçanlara.

çok aktivist günlerimi yaşıyorum bu aralar. "üşenmek", lügatımdan istifa etmiş olsa gerek. insanları izlerken beyin kaslarımın gelişimine de tanık oluyorum. izlemenin yetmediği, sindirmenin devreye girdiği vakitler ruhum çoğalıyor. birken bin olup konuşuyorum. kendini inkar etme kaygısından sıyrılmanın fevkaledesiyim ben, hissediyorum. sanki kapitalizm bana hiç dokunmamış gibi hissedip, kapitalizmin nimetlerinden sonuna kadar yararlanan bir bünyeyim. tek kişilk çok devrimim oldu, karşı-devrimlerin yanlızlığında da, kafası bulanıklığında da çok yüzdüm. isterim ki çoğalayım. kaç kişi kalmışız, bir hesap yapayım. rengarenk olsun, içiçe işlemiş, birden gidip tümevarmak gibi. ilk güzel günler yaşanacaksa, kalabalık olsun yani.


''Kardeş payı
yapmak için mi
uzattın süngünü
elimdeki elmaya''

Sunay AKIN

4 Ocak 2010 Pazartesi

Das Leben Der Anderen*


"Yıllık ortalama kaç ayakkabı alırım; 2,3.
Yıllık ortalama kaç kitap okurum; 3,2.
Her yıl kaç öğrenci mezun olur; 6237.
Ancak bu istatistiklerden biri hiçbir zaman yayınlanmaz. Belki böyle rakamlar bürokratları rahatsız edecek, ama açıklanmayan bu istatistik "intihar" rakamlarıdır.

Beimüller Caddesini arayıp Elbe Nehrinde, Doğu Denizinde yada dağlarda yılda ne kadar insanın öldüğünü sorsanız, tüm rakamları bilen kahinimiz sessizliğe gömülür ve büyük ihtimalle adınızı bir kenara not eder, ülkenin güvenliği için!
Tüm bu ölü insanlar ülkenin güvenliği ve mutluluğu içindir. 1977'den beri ülkemiz intihar edenleri saymayı bıraktı.
"İntihar eden" diye adlandırıyorsunuz, bu nedenle bu "cinayete" karşı herhangi bir şey yapılamaz.
intihar edenler heyecanı bilmezler,
İntihar edenler tutkuyu bilmezler,
İntihar edenler sadece ölümü bilirler, ümitlerinin ölümünü."

Berlin Duvarı yıkılmamışken, Sosyalist Doğu Almanya

3 Ocak 2010 Pazar

Biliyorsun,Ben NeredeysemYanlızlığınBaşkentiOrası.


"İstemek" ne güzel şeymiş meğersem. "istemek"le "bilmek" birbirine çok yakınmış, bir karar mesafesinde. şimdi olmuyor işte. insan eskiden istediği şeylere şimdi fazlalıkmış gibi bakarken, saçlarının ağarması an meselesi, gözaltlarının çökmesi, cildin kuruması, ellerin çatlaması...

"bilmek" çoğu zaman tehlikeliyken, tehlikeye muhtaç zamanlarında ömür. bu kentte yaptığın her yanlış, bütün doğrularını götürüyor. "bilerek" yanlış yaptığım zamanlar, uyumadan önce kurduğum hayallerden bile uzak. ayrı düşmüşüz. bugünüm, dünümü attığım her adımda yeniyor, "olması gereken" diyorlar buna. yediremiyorum.

heyecanlanmak için lunaparklara ihtiyaç duymak, sevmek için kan bağı aramak, gülmek için kendini sıfırlamak, ağlamayı unutmak, şaşırmak için yollarda eski bir tanıdık aramak, ararken kaybolmak...ama hiçbirini "istememek", ne "istediğini" de "bilmemek".

"Sonra durur ve derim ki, bildiğim tek şey senin eksikliğin. olsan, şimdi böyle mi olurdu?! Sen geçmiş zamanın şöleni, şimdiki zamanın iri gagalı yanlızlığı! Gelsen yada Gitsem kimbilir, hatırlamak ne kadar acı olurdu!"