18 Mart 2010 Perşembe

NowNotLikeYesterday!


DU: saddam zamanında Irak'ta 14 milyon nüfus, 14 milyon saddam heykeli varmış.
Dİ: çok güzel. bir gün ülkem olursa ben de yaptırıcam.
***
Dİ: DU seni su işlerinden sorumlu kıldım, git bana su getir.
DU: sen ne işlerinden sorumlusun peki?
Dİ: ben de tuvalet işlerinden sorumluyum.
DU: o ne yapıyo ki?
Dİ: tuvaleti gelenleri tuvalete gönderiyor.
***
Dİ: herkes şair oldu sayende DU, bir ben kaldım.
DU: Höh.
Dİ: evet ben çok "Hödük" kaldım. bilirsin "Hödük"ün köküdür "Höh".
DU: hıı?
***
DU: Ouch!
Dİ: amerikan vari "sound"lar vermez misin lütfen! anam de, off de, yandım de, türk usülü olsun.
***
Dİ: valla bıraksalar, Doğu'daki düğünlerde aşağıda para toplayan çocuklardan olurum ben.
***
Dİ: kadının meymenetsiz suratını izleyip duruyoruz burda ya!
DU: ne kadının memesi suratına mı sıçramış?
Dİ: ay sen iyice abaza oldun, o nasıl bir anlamak öyle. geceleri de yanına girip yatıyorum. allahtan uyumuş oluyorsun.
DU: yaa sen ne dedin ki ben anlamadım?
Dİ: ben Eyc'in yanına yatıcam o daha seksi.
DU: her şey seksilik mi yani, hıı? her şey bu mu? ben senin yanında neden yatıyorum o zaman?
Dİ: belki ben seksiyim sen bilmiyorsun.
DU: sen benim seksi olmadığımı nerden biliyorsun?
Dİ: tipinden belli oluyo.
***
Dİ: seda kim?
MLK: benim öğrencim. sen nerden tanıyorsun sedayı?
Dİ: la bu benim adımı da bilmiyor!
***
Dİ: siz biliyo musunuz benim karnım neden gurulduyo?
MLK: neden?
Dİ: doktor dedi ki; "sen yeme yerken konuşuyo musun?" ben de "evet" dedim. "şimdiki gibi mi konuşuyosun? çok mu konuşuyosun yani?" dedi ben de "evet" dedim. "o zaman hava yutuyorsun sen, ondan gurulduyo karnın." dedi.
DU: hmm bana anlatmıştın sen bunu.
Dİ: aman neyse boş konuşmuyorum en azından.
.....
MLK+DU: puhahahaha...

-ve bu yazının soundtracki çok talihsiz bir seçim oldu. yıktı geçti==> jay jay johanson- far away

14 Mart 2010 Pazar

MiM-ik


bu ikinci mimlenişim. biri Geberik Gelin tarafındandı, şimdikiyse AylakMadam tarafından. ikisi de okumayı bildiği kadar yazmayı da biliyor maşallah. ama bu geleneksel mimlenme ayinlerinin bazı prosedürleri varmış ki, ben o olaya hiç dalmak istemiyorum. zira kendimden zerre haberim yok, ben derim "ben çok süper bir Konya'yım" ama doğrusu emin olun ki Anya'dır. ki herkesler farkeylemiştir, şurda kustuklarımın teorik olarak AmeliePoulain'likle gıdım ilgisi yok. eee öyle evet, bilerek yaptım ki. hee sorun bana "Sen ne değilsin?" deyin. yanıma bir paket sigara, bir termos dolusu baileys'li kahve koyun, bir de kafa şişkinliğinden ölmeme garantisi verin, o zaman ne destanlar yaratırım bu yokluktan...
paylaşmak ne güzel şey Heyhat! çoğalmak var çoğalmak. küllerden doğmak.
dibinNotu: bu geceki mimikim sırıtkandır. sırıtkanlıklarım size doğrudur sayın AylakMadam.

13 Mart 2010 Cumartesi

YazKenara


su veriyorum, veriyorum ki suyun üzerine çıkmak mümkün olsun. hafiflik bazen tercihin ta kendisidir. yoksulluğun dibinde, kaybetmeme duygusunu tadmaya gidiyorum. kaybedecek hiçbir şeyim olmazsa korkum da olmaz. varlık ile yokluk eşleşirse dengeyi yakalayabilirim

-bir de Sen! keşke bütün söylediklerimi yazsaydın bir kenara. çünkü onları bir daha söylemiycem. üstelik senin kölesi olduğun eşyaların var. hep ağır olucaksın, hep dipte kalıcaksın. esaretine diktiğin süslü kıyafetler de cabası. çok komiktin, şimdi daha komiksin. beni kaybetmeyi özgürlüğünün başlangıcı saymanla, ruhunu ihanete satman arasındaki eş zamanda bir ironi görüyorum. aklının hafifliğine ibadet et. bir gün aksi olursa, aklın seni kalbinden vurur. ve o zaman yokluğuna ben ibadet etmeye başlarım.

8 Mart 2010 Pazartesi

Queen of Convenience*


sen olsaydın yine buralara düşmezdim. oturur sana anlatırdım. halbuki daha önce bundan daha uzun süreler ayrı kaldığımız da olmuştu. ama ulaşabileceğim yerdeydin, sesini duyabileceğim, soruma cevap alabileceğim, atlayıp gelebileceğim yerdeydin. bu akşam salonun ışığı söndü yine birdenbire. oda kararınca dedim, mum yakıp şarap mı içsem?! şarap içemediğimi unutmuşum, bir yudum almamla gözlerimin yaşarması bir oldu inanır mısın. sen çok güzel içerdin. sarhoş olamamak senin, sarhoş olmamak için direnememek de benim bünyemizle kavgamızdı. birbirimizle kavgalarımız ne kadar asildi. yetişkin olurdum birden karşında. olgunlaşır, dalımdan ellerine düşerdim. evin her yerinde notların var. dokunmak, dokunmak, dokunmak... çarşafları değiştirmiyorum. inat ettim sen kokan böceklerim olsun.
sonra telefonumla aram düzeldi sayende. ararsın da duymam diye mütemadiyen sesi açık. dersteyken, senle tek bağ kurabileceğim o yüce şeyi titreşime en duyarlı yerimde taşıyorum. bahçıvanımın göğüs üzerindeki cebinde. ama arada eski halime dönmüyorum değil, mesela dün geceki eşşekliğim gibi. çağrılarını cevapsız bırakmam gibi.
sen olsaydın yine buralara düşmezdim değil, düşerdim. yazardım sen de takip ederdin. "olmuş." derdin. kendi müsvettelerini dizerdin önüme. anlayabilmek için harcadığım kalorilere el sallardım, sen de açıklamalarını sunardın. ben de hep büyülenir, hep büyülenir, ama yine de hakkını veremezdim. burdan kalp kırıklığıyla ayrılmaman için kendimi 3 parçaya ayırdım. ama üzgünüm, diğer ikisi kadar "hain" olamadım, çünkü ben yanındaydım ama onlar "yoktu". yokluğun taklidi nasıl yapılır bilemedim.
sen olsaydın bana yine mektup yazmazdın. ama yoksun, artık yazabilirsin. Yaz Kızım: Seni Seviyorum.

*Dinle_Kings of Convenience/Know How
bana bu sesi hatırlatan GrainofMe'ye teşekkürler.

5 Mart 2010 Cuma

BirFilmÇekelim, Adı:"GitmeninABC'si" olsun.


ben ister idim, ama o olmaz idi...di'li zamanlar çoğaldıkça -ecek'lerimiz -mez -maz'lara kurban gider oldu. neyseki daha vakit var, vazgeçmek için henüz erken. daha Di'nin yanına gidicem, o geldiğinde beni burada bulucak falan, bunun gibi bilimum gaz yüklü telaşlar...
hee Di demişken, bir zamanlar Ni vardı. dünyanın en güzeliydi, Brezilya'nın pembe dizilerindeki Maria'ların Ankara sokaklarında yürüyen haliydi Ni sonra gitti tabi. herkes gibi. önce haberleştik sık sık. ben onun yanına gittim. o benim yanıma geldi. derken görüşmeler kesildi. tık diye. sonra bi hafta kadar önce Ni'den "Düğünümüze bekliyoruz." başlıklı bir mail aldım. önce açamadım. sonra dayanamadım. dosya şeklinde bişey vardı içinde. en az 10 kere dosyayı açmayı denedim olmadı. ama Nî'ye de soramadım, "Düğün ne vakit?" diye. 4 gün sonra bir mail geldi Ni'den; "Benden gelen düğün davetiyesini açmayın virüstür!!!". bu bilgisayarımın ve benim son zamanlardaki algı düşüklüğümüzü yeterince açıklıyordu. ve ilginçtir ki tepkim yatağın üstünde zıplamak oldu.
yani şöyleki; Ni ve Di içimdeki tırnak izlerinin içini doldurmadıkça, hiçbir yere gidemezler. ben o kazıntılardan nefes alıyorum, yeniliklere o kazıntılardan yer ayırıyorum. 1.ölmediğim ve 2.evlenmedikleri sürece bu böyle.

der ve bir süreliğine istirahate çekilirim efendiler. tatil her yorulgan'ın hakkı. ben hariç değil.

1 Mart 2010 Pazartesi

BenBizzatKendim


kurtarılmış bölge...içim.
sıyrıldım. yenilendim. huzura bir adım daha attım. milada bir adım geriledim.
ve işte şimdi. Başlıyoruz!

25 Şubat 2010 Perşembe


bağımlılık danışmanım Cansu, şu sıralar üzerimde yeni çalışmalarını deniyor. bağımlılık manyağı oldum sayesinde ama iyidir iyi, başı boş kalmaktan. zira kendisini markalaştırmakta, ne "önerse dinlerim" sapkınlığına ermiş bulunmaktayım. iç kulaklarımızın beyne giden şeysindeki titreşimlerimiz aynı duyguları uyandırıyor olmalı, çünkü beni vahdet-i vücuda erdiren bu melodiler, diğerlerinde ılıktan esen bir yel kıvamında. belki vardır bizim gibiler de diyerekten Sevgili Danışmanımın saklı haklarına öpücük kondurup burda hepisini paylaşıyorum. dinleyen bir dinlemeyen bin hesabına:

*Booth And The Bad Angel-Dance of the Bad Angels
*The Gathering-Pale Traces
*The Portishead-Roads
*Hypnogaja-Here Comes the Rain Again
*Parov Stelar-Autumn Beasts

şimdilik bana bu kadarı yetsin. biriktikçe kusarım.