18 Ağustos 2010 Çarşamba

Gözüme Ayıp Kaçtı Sevgilim, Hadi Kutlayalım!


sadakat ne mi? kalkıp da çoktan seçmeli ilişki mefhumları ekseninde hanım kızlarımıza civan delikanlılarımıza ders verecek değilim elbet. işim olmaz diye değil zira sahiden bu sıralar hiç işim yok.
bir gün es kaza ezelin bir bölümünün bir karesine denk geldim. özlü söz deryası bu dizimizden ben de kendime şu payı aldım.

Tefo: Sadakat başkasına sadık olmak değilmiş, sadakat kendine sadık olmakmış abi.

He işte, ben de tam onu diyordum.

15 Ağustos 2010 Pazar

Misperception


bir kalp kırma sezonuna daha hoşgeldim, hoşbulamadım. mutluluğumun birilerini böylesine üzmesi, varlığımı öyle ağırlaştırıyor ki.. benden neler beklediklerini farkettiğimde uğradığım hayalkırıklığı hissedilemeyecek kadar büyük. ve kalkıp da suçluymuşum gibi "sildim seni. bulaşma artık bana." tavırları beni cidden köpürtüyor. bir kadınla erkeğin dost olamayacağı fitnesine ne kadar sırtımı dönsem de, hormonlar var beyin damarlarını tıkamasına engel olamadığım hormonlar. büyümek bir de bu açıdan acı, kirletici, suçlayıcı.

10 Ağustos 2010 Salı

Motto: Impossible is Nothing!


bazen Tanrı göz kırpıyor. oluyor böyle şeyler. ki ne güzel!

19 Temmuz 2010 Pazartesi


dalınca boğuluyorum. uzaklara. nolur yakın kalın.

2 Temmuz 2010 Cuma

?

blogum en fazla 100 okuyucuya sahip olabilirmiş! o ne be? ne yani, şimdi biz böyle kilitlendik mi? bu işin bi hal çaresini bilen, lütfen bana bi adım beri.

oturmak ağır geliyor. yürümekse beteri. her eve dönüşte, karşılaşamamızın tecrübesi gelip pencereme konuyor. dışarı bakmak boş iş. eskiden camıma çiçek koyardın, ve bazen ben gelmeden yatağıma oturur, beni bekler, kapıyı sen açardın. bilseydim. bunların bir kez yaşanmışlığının ne tür bir vazgeçilemezlik yaratacağını bilseydim...yine yapardım.

"ve sen bir gün çıkar gelirsin diye, çok şeyin adı küçük yazıldı."

aklım almıyor. içim hep taşma sevdasında. "şimdi seni görsem, kendimi bir yerden hatırlar ama asla çıkaramam." bana yaptığın bu. banyoda şampuanın kalmış. atamıyorum. her şeyini tereddütsüz ellerimle parçaladım. ama onu atamıyorum. çünkü sen kördün ve öldün. artık badem gözlü olabilirsin.

ama yürümek ağır. yabancı gözlerle karşılaşıp başı öne eğmek ağır. bu şehirden gidememek ağır. bunu kimseye anlatamamak ağır. bir barda oturmuş ağlarken, şefkat dolu gözlerle karşılaşmak ağır. Napıyorsun ki sen? neden hala ölmüyorsun ki? halbuki düşlerimde fırlattığım bütün bıçaklar saplanmıştı.

acıyla beslenen ölmezdi, unutmuşum. ben ölemiyorum sırf senin yüzünden. sen de O'nun yüzünden. Peki ya, yaşadığımın farkında mısın?
Yann Tiersen-Elizabeth Fraser/ Mary

1 Temmuz 2010 Perşembe

bumerang

şarap içmeyi öğrendim. 2 tane dudak değmemiş süperötesi kadehim için. çünkübazeneşyalarımdanbaşkahiçbirşeyesahipolmadığımıfarkediyorum.
bir şeyler yapmam lazım.