3 Ocak 2012 Salı

2012'nin Bıyığı Çıksın.


hayatımın beni ilgilendiren kısmının ilk günlerini yaşıyorum. velhasılı 2012 bana güzel. 2011 ise nelere katlanamadığımı, neleri hazmedemediğimi, bir daha asla yaşamak istemediklerimi bana etime işlercesine öğretti. onun da canı sağolsun derdim ama şükürler olsun geberdi gitti. ama ben 2011'i daha çok winehouse'un bir daha dönmemek üzere gidişiyle hatırlayacağım. bunun dışında daha hazin vedalar da yaşadım elbet. ölümle eşdeğer. "varmış ama aslında yokmuş" durumunun boktanlığına battım. insanlarıma haksızlık ettim belki ama, yokluğumun dayanılmaz hafifliğinde ne de güzel savrulabildiklerini gördüm. bi daha da o tarafa hiç bakmadım. şimdi istesem de bakamam, yüzümün en geniş açısı bile onları kapsamıyor. bir de "artık benden geçmiş." adlı bir türkü dilimde. etrafımda sigarayı bırakan insan sayısının durmadan artmasıyla olgunlaşma dönemimi en kaba hatlarıyla tamamladığımı anlıyorum. 2012'de yapmam gereken zilyon tane iş var. ama asla 2011'deki kadar yorulmayacağım.
belki çok kelalaka, belki çok sosyal içerikli olacak ama umrumda değil. ülkeme bolca zihniyet, milletime bolca merhamet, karşı cinsime ise bolca empati diliyorum. keşke'lerin günde 75321556 kat arttığı zamanlar hiçbir zaman geride kalmayacak ama, "vatan sağolsun" "namus" "bunların hepsi abd'nin oyunu" ilüzyonlarından kurtulup 3 hamlede çağımıza yetişmemizi arzuluyorum. hepinize 2012'de ömrünüze kalıcı olarak girecek güzellikler diliyorum. Ben Duygu S. size dinginliğin bağrından bildiriyorum.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Düş.Eş.


Ne güzeldin giderken kanım can parçam benim
İçimdeki kuş tünek değiştirdi
Yüreği durmadan dönecek misin?

Feridun Düzağaç-ÖZLEDİM.

14 Ekim 2011 Cuma

Kitapsızlık Cinayettir.


Okusaydık böyle olmazdı. Her gün haberlerde, kadınların en yakınları tarafından onlarca yabancı göz önünde katledilişinin haberini almazdık. Annelerin çocuklarının önünde babaları tarafından kesilmelerinin, vurulmalarının, infaz edilmelerinin korkunçluğuna tanık olmazdık. Bir kadının ellerini anlatan bir sayfa okumuş olsaydık, bugüne kadar bir kere bile olsa, bunları yapamazdık. Güçlünün zayıfın sırtına çıkarak yükseldiği bu boktan hayatta, bari annelere bir şey olmasaydı. Ben bu kültürün NAMUS tanımının ta amına koyayım.
Kılını bile kıpırdatmayan bu devletle, kadınlığından utanmayan Fatma Şahin'le, erkekliği bilek gücü sanan bu cehaletle aynı ülkede olmaktan utanç duyuyorum. Kadına şiddeti geçtik biz. Bu konuda öyle profesyonelliştik ki, artık kadın cinayetlerine aşina oluyoruz ve hatta "boşanmış" ve "hayatta" bir kadın gördüğümüzde şaşırıyoruz. Yaşama hakkını sonuna kadar savunabilmiş bir savaşçı sanıyoruz onu. İmrenerek bakıyoruz. Halbuki Virginia Wolf'un "Kendine Ait Oda"sını okusaydık, gerçek savaşçılığın ne olduğunu bilirdik. Dengemiz değişmezdi, tanık olduklarımız dağarcığımızı allak bullak etmezdi. Hayatta kalmanın doğuştan kazanılmış bir hak olduğunu unutamazdık.
Kahroluyorum. Babası tarafından annesi öldürülen o çocukları düşündükçe kahroluyorum. Bir kedinin bile annesi yoksa "Kesin annesi ölmüştür, bir araba altında ezilmiştir." diye düşünürken, insanın ailesine yapabildiklerini gördükçe kahroluyorum. O çocukları bu anılardan koparıp alabilecek kitaplarla kapılarına dayanmak istiyorum. Şiddeti ruhlarından söküp atmak istiyorum.
Gülümsemekten vazgeçmeyen kız çocukları, merhameti ruhlarına sindirmiş erkek çocukları olsunlar istiyorum. İnsanlıklarını unutmasınlar, cehaletle yanıp yakmasınlar istiyorum.

"Kadınların gülümsemediği bir şehrin erkekleri cesur olamaz." M. Menteş

1 Ekim 2011 Cumartesi

It hurts so good.


acıtırken gülümseten bir aşk bu. Nolur beni acımaktan mahrum bırakma. Zararımız bol, ziyanımız eksik olsun.

19 Eylül 2011 Pazartesi

What's Wrong with This Picture?


Yüzsüzlüğüm üzülmeye bile yetmedi. Bazen çok fakirim.
"Şeref fakiri" der Di. hep. Ben insanların yoksunluklarına küfretmiyorum, var olmalarına abanıyorum daha çok. Bazen çok düzüm.
Eskiden "büyüyünce" şenlikli bir zaman dilimiydi. Sanıyordum ki, büyüyünce herkes trambolinlerde yaşar ve gökyüzünün istediği maviliğine sıçrar. Meğer büyümenin dinginlik isteğiyle doğrudan bir orantısı varmış.
Ya da işte her neyse.
Sonuçta eşşek kadar olduk. Öyle ki içtiğim zayıflama çayının tadı, küçükken yediğim kolalı şekerlere benziyor diye sevinebiliyorum. Dinginlik işte. Daha ne.

Gereksizce fazla güzel bir şarkı gelsin gecenize. "Bazı sabahlar güne değil, şarkıya uyanıyorum." diyenlerle günün ilk dolmuşunda karşılaşmak dileğiyle.
Kendal Johansson-Blue Moon

20 Ağustos 2011 Cumartesi

17 ağustos 2011




Gerçek yalnızlığı hiç bu kadar yakından yaşamamıştım. Şu an tonlarca insanın içinde kimsenin bilmediği bir dili tek başıma konuşuyorum. Oysa ben buraya yollardan kendimi toplamak için gelmiştim. Şimdi ise olmadıklarımla dolu ceplerim. Ne kadar zıt varsa, sağ ve sol yanlarımda kahkahalarla anlamadığım lügatların içine sıçıyorlar. Gitmenin çok derinlerindeyim. Dönmek için çırpınsam zarar ziyan. Bir hayalkırıklığı ki sorma gitsin. Boynumun arkasını kesmişler atmışlar sanki, yüzümü göğe dönsem dönemiyorum. Halbuki ev oralarda bir yerde...


Bu arada şu yandaki kız gülmekten ölecek. Acaba Brugge'dan aldığım şövalye kalemime mi gülüyor? Acaba kafasına vurduğumda çıkacak sesi düşünüp huylandı mı kerata? Denemeliyim. Amsterdam, sen çok şeysin. Samimi değilsin mesela. Kendin değilsin. Yani düşün bi şey bile değilsin.


(Acaba E. şuan napıyor?)


I amsterdam.

Dinle: Kings of Convenience/ Me in you

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Daily Shit


benim bu şehirde her gün ağzıma sıçıyorlar. Cemal'in kadınlarını kurşuna dizerlermiş. Daha mı onurlu? Ne bileyim. Benim ağzıma sıçıyorlar. Her gün bu dünya kadar kalabalıktan tecrit ederek, bu dünya kadar kalabalığın içinde kaybederek ağzıma sıçıyorlar. "Keşke bu an sonsuza kadar sürse" diyebileceğim tek bir saniye bile bırakmıyorlar. "Keşke ölsem!" diyeceğim bir hüznü gecenin son otobüsünün arkasından koşturuyorlar. Kırıntıdan terane bir heyecanı bilet kuyruklarında dövüyorlar. Şerefe kadeh kaldıran evli bir adamın sevgilisinin arkasından konuşuyorlar. Günaydın'ı bacaklarıma söylüyorlar. İyi akşamlar'ı analarının.... attığım her adımı boğazıma düğümlüyorlar anlıyor musun? sıçtıkları boku yutkunamıyorum. çok canım sıkılıyor. onlar canları sıkılınca kuş vuruyorlar. Anlıyor musun? İnsan nasıl katil olur? Maktul olmadan nasıl katil olunmaz anlıyor musun?