24 Şubat 2012 Cuma

Fenomania



Herkesler modayla ilgili bir fikre sahip olur oldu. Nasıl oldu, ne biçim oldu anlamadım. Ben de bu konuyla ilgili tek bir şey, sadece bir şey söyleyip çekileceğim: KATE MOSS!

15 Şubat 2012 Çarşamba

sheer simplicity


uzun ama uzun bir zamandır hep tanıdık huzurların etrafında geçiyor hayatım. bunun konforundan bahsetmeye gerek duymuyorum zira bilen zaten biliyor, bilmeyense koşup duruyordur. her iş çıkışı aynı kokuya koşmaktan bahsediyorum şuan. ya da youtube'u açtığımda ne dinleyeceğimi her daim bilmekten bahsediyorum. ya da güzel cümleler okumak için hangi kitabın altı çizili satırlarına sarılacağımı bilmekten bahsediyorum. ya da 2 film arasında kaldığımda hangisini izlememek daha büyük pişmanlık yaratır bilmekten bahsediyorum. ya da yol ortasında rotasız, plansız, ne yapacağını bilemez kalmışken kimi arayacağımı bilmekten bahsediyorum. seçeneklerin teke inmişliği yalnızlıktan ziyade, farkındalık yaratıyor bende. sanki daha bir sağlam duruyorum olduğum yerde. evet kesinlikle bu. Sağlam. Dik. Kendinden emin. kolay olmadı hiç. hatta şuanki eminlik, onu elde edene kadar çekilen zorluklardan daha mı güçlü pek emin değilim ama bu mukayeseyi hiç düşünmemek çok daha ileride bişey. diyorum ya adı konfor. adı huzur. ve bolca heyecan var dostlar. ilk kez tamamen bana ait bir evim oluyor. eşyalarım oluyor. sevdiğim adamla sarılarak ısınacağımız soğuk gecelerimiz oluyor. yağan karı camda izleyen bir kedimiz oluyor. gelinliğim oluyor. duvağım ve hatta eldivenlerim oluyor. ankara oluyor. yakınlaştıkça etrafımızda büyüyen bir özgürlük oluyor. hiç mi hiç önemsemediğimiz sevgililer günleri oluyor.
"merhamet"i, "hoşgörü"yü, "iyimserliği", "cesaret"i ruhuma santim santim işleyen o adama selam olsun. umarım ben de onun bütün yokluklarını doldurabiliyorumdur.


17 Ocak 2012 Salı

the fall


bir kez daha yürüseydik o kordon dedikleri ultra popüler yolda, bir kez daha. İzmir'de olmak bile moral bozamasaydı. Ankara'da olmamak bile göze batmasaydı. Sen gelmemişsin ben gitmişim kimin umrunda olsaydı falan. Hayat küçücük. Hep birbirine benzer adamlar geçerken uğruyor. Ve hep aynı isyanlar, adaletsizlikler falan. Mutsuzluklara hiç bulaşmıyorum, uzuv gibi canına ot tıkadığım. O mutlu sonların perde kapandıktan sonrası var, hepimiz orda yaşıyoruz. İnsan kendini, en çok istediği şeyin kapısının önündeyken sorguya çekiyor. İnsanın aklı hep kıçında. Yoksa zaten benim burda ne işim var. Benim notificationlarla doyan bir karnım olmadı ki hiç, ben google map'teki eşleşmelerle tanışmadım hiçbir sevdiğimle. Benim burda ne işim var, yoksa?

kafayı yersem bana papatyaları hatırlatsın yeter. ama sanırım O, papatyayla kasımpatıyı karıştırıyordu. kafamı karıştırıyordu. bu içimde konuşan O muydu, ben miydim, beni bitiriyordu. insan bazen kendini, en istemediği durumun yaratıcısı olarak buluyordu. ne uzatıyorum ki boşuna. Derin demiş: Herkesin hayatına girebildiği basit bir adamı oynuyorum. Sonra tüm hesapları zorlaştırıp kalmalarını bekliyorum.

Ane Brun-To let myself go

3 Ocak 2012 Salı

2012'nin Bıyığı Çıksın.


hayatımın beni ilgilendiren kısmının ilk günlerini yaşıyorum. velhasılı 2012 bana güzel. 2011 ise nelere katlanamadığımı, neleri hazmedemediğimi, bir daha asla yaşamak istemediklerimi bana etime işlercesine öğretti. onun da canı sağolsun derdim ama şükürler olsun geberdi gitti. ama ben 2011'i daha çok winehouse'un bir daha dönmemek üzere gidişiyle hatırlayacağım. bunun dışında daha hazin vedalar da yaşadım elbet. ölümle eşdeğer. "varmış ama aslında yokmuş" durumunun boktanlığına battım. insanlarıma haksızlık ettim belki ama, yokluğumun dayanılmaz hafifliğinde ne de güzel savrulabildiklerini gördüm. bi daha da o tarafa hiç bakmadım. şimdi istesem de bakamam, yüzümün en geniş açısı bile onları kapsamıyor. bir de "artık benden geçmiş." adlı bir türkü dilimde. etrafımda sigarayı bırakan insan sayısının durmadan artmasıyla olgunlaşma dönemimi en kaba hatlarıyla tamamladığımı anlıyorum. 2012'de yapmam gereken zilyon tane iş var. ama asla 2011'deki kadar yorulmayacağım.
belki çok kelalaka, belki çok sosyal içerikli olacak ama umrumda değil. ülkeme bolca zihniyet, milletime bolca merhamet, karşı cinsime ise bolca empati diliyorum. keşke'lerin günde 75321556 kat arttığı zamanlar hiçbir zaman geride kalmayacak ama, "vatan sağolsun" "namus" "bunların hepsi abd'nin oyunu" ilüzyonlarından kurtulup 3 hamlede çağımıza yetişmemizi arzuluyorum. hepinize 2012'de ömrünüze kalıcı olarak girecek güzellikler diliyorum. Ben Duygu S. size dinginliğin bağrından bildiriyorum.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Düş.Eş.


Ne güzeldin giderken kanım can parçam benim
İçimdeki kuş tünek değiştirdi
Yüreği durmadan dönecek misin?

Feridun Düzağaç-ÖZLEDİM.

14 Ekim 2011 Cuma

Kitapsızlık Cinayettir.


Okusaydık böyle olmazdı. Her gün haberlerde, kadınların en yakınları tarafından onlarca yabancı göz önünde katledilişinin haberini almazdık. Annelerin çocuklarının önünde babaları tarafından kesilmelerinin, vurulmalarının, infaz edilmelerinin korkunçluğuna tanık olmazdık. Bir kadının ellerini anlatan bir sayfa okumuş olsaydık, bugüne kadar bir kere bile olsa, bunları yapamazdık. Güçlünün zayıfın sırtına çıkarak yükseldiği bu boktan hayatta, bari annelere bir şey olmasaydı. Ben bu kültürün NAMUS tanımının ta amına koyayım.
Kılını bile kıpırdatmayan bu devletle, kadınlığından utanmayan Fatma Şahin'le, erkekliği bilek gücü sanan bu cehaletle aynı ülkede olmaktan utanç duyuyorum. Kadına şiddeti geçtik biz. Bu konuda öyle profesyonelliştik ki, artık kadın cinayetlerine aşina oluyoruz ve hatta "boşanmış" ve "hayatta" bir kadın gördüğümüzde şaşırıyoruz. Yaşama hakkını sonuna kadar savunabilmiş bir savaşçı sanıyoruz onu. İmrenerek bakıyoruz. Halbuki Virginia Wolf'un "Kendine Ait Oda"sını okusaydık, gerçek savaşçılığın ne olduğunu bilirdik. Dengemiz değişmezdi, tanık olduklarımız dağarcığımızı allak bullak etmezdi. Hayatta kalmanın doğuştan kazanılmış bir hak olduğunu unutamazdık.
Kahroluyorum. Babası tarafından annesi öldürülen o çocukları düşündükçe kahroluyorum. Bir kedinin bile annesi yoksa "Kesin annesi ölmüştür, bir araba altında ezilmiştir." diye düşünürken, insanın ailesine yapabildiklerini gördükçe kahroluyorum. O çocukları bu anılardan koparıp alabilecek kitaplarla kapılarına dayanmak istiyorum. Şiddeti ruhlarından söküp atmak istiyorum.
Gülümsemekten vazgeçmeyen kız çocukları, merhameti ruhlarına sindirmiş erkek çocukları olsunlar istiyorum. İnsanlıklarını unutmasınlar, cehaletle yanıp yakmasınlar istiyorum.

"Kadınların gülümsemediği bir şehrin erkekleri cesur olamaz." M. Menteş

1 Ekim 2011 Cumartesi

It hurts so good.


acıtırken gülümseten bir aşk bu. Nolur beni acımaktan mahrum bırakma. Zararımız bol, ziyanımız eksik olsun.