29 Kasım 2010 Pazartesi


boşalttığım valizden, yürüyemediğim yollar sızıyor parkeye. daha önce keşfetmediğim için ağlayacağım bir şarkıyı arıyorum herkesin ağzında. söylesinler ve yokolsunlar istiyorum.
çok önemli bir çocuğu az öpmüşüm kış geliyor. aç karnına hasretlik çekmek mideye zarar. ben sadece kusarsam dindirebiliyorum adrenalimi. yürüyemediğim yollar jiletten olmalı, ayaklarımın altı sancıyor. teselli dediklerinden yemek bile yapılmıyor.
bir gece olur da ansızın korkarsam, ne yapacağımı düşünüyorum. bildiğim duaların hiçbirini anlamadığımı farkediyorum. korkuyorum. anlamadığım bir şeyin beni koruyacağına güvenmiyorum. bir şeyler varsa da bu, "güvenmek"ten değil "kuşku duymamak"tan geçmeli. güven dedikleri şey yorgan bile olamıyor.
İnsanın kendine mahkum olmasından daha büyük bir ceza gelmiyor aklıma.

Dinle_Zardanadam/Kaçacağım

26 Kasım 2010 Cuma

by-by



ve kanımda akan toprak...gidişini başka türlü açıklayamıyorum.

ve bu gece, beni belimden tutup kavrayamadığın, etraftaki onlarcasından soyutlayamadığın bir dansı daha tamamladım. bütün şarkılar senden geçiyordu. nedense hepsi yarım kalıyordu.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Weirdo


yolculuğun hiçbir derde deva olmadığını anladığım gün yıkıldım.

Tanrım. Dünyayı bu kadar büyük ve bizi bu kadar küçük yaratmış olmanın bir anlamı olmalı. Olmalı ki sıradanlar, durmadan-yorulmadan gezen, katedenlere divane diyorlar. Neyse. Bu kimsenin hatası değil, senin bile. Çünkü kader diye bir şeyin olmadığını biliyorum. Senin her yeni gün, yeni bir trajediyle şaşırdığını biliyorum. Yoksa dünya bu çivisi çıkmış haliyle, bu kadar süre varlığını sürdüremezdi. Hepimiz dökülürdük devrilen dünyadan bilmem nerelere.
Ama uçakları, otobüsleri, düz yolları yaratanın insanoğlu olduğunu düşündükçe... Düşünsene sen başta her şeyi yuvarlak yaratıyorsun, ama işe bak, senin yarattığın yine senin yarattığının üstünde senden daha kalifiye hüküm sürüyor. Bundan korkmamana hayranım. Ben de senden korkmuyorum. Niçin korkayım. Kaldı ki korku, geriye kalan bütün duyguları unutturur.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Your Body is A Wonderland


Karar veremiyorum. Bir insan için en önemli duyu hangisidir? Görmek mi, duymak mı, tat almak mı? Ama John Mayer, Belief derken duymanın mutlulukla bir ilgisi olduğunu düşünmemek işten değil.

2 Kasım 2010 Salı

Kitap İçin


"Yazmak, yaşanmayan hayattan bir tür intikam almaktır."
Orhan Pamuk
"Bence yalnızca bizi bıçaklayan ve yaralayan türden kitaplar okumalıyız."
Franz Kafka
"Anlatmamak ahlaksızlıktır."
Albert Camus
"Edebiyat ödülleri vermek, olağanüstü bir cahilliktir."
Geoffrey Grigson
"Hızlı okuma kursu sayesinde Savaş ve Barış'ı 20 dakikada okudum. Olay Rusya'da cereyen ediyor."
Woody Allen
"Kitap ödünç veren budaladır. İade eden daha büyük budaladır."
Arap Atasözü

29 Ekim 2010 Cuma

Yıldızın Parladığı Anlar


Şarkılardan bahsetmişken...
Bu akşam ev arkadaşımla Cuma gecesini evde geçiyoruz madem, bir işe yarasın dedik. Bir şey keşfedelim, bizi bir süre idare etsin dedik. Nancy Sinatra. KADIN. Bang Bang'i söyleyen bir sesi nasıl böyle es geçtim, bilemiyorum. Altın hata. Ama Nancy lügatına öyle bir şarkıdan giriş yaptık ki, şarkı bitene kadar öylece kalakaldık.

Yine bir cuma gecesiydi. Ama evde değil, Corvus'taydık. Yine aynı arkadaşımla. Fonda birden Morrisey şakımaya başladı. Bilirsiniz. Kulağınızdan içinize sıcaktan akan bir melodi devreye girince, insan o an neyle igileniyorsa ona üvey evlat muamelesi çekiveriyor. İşte o akşam da öyle olmuştu. Let Me Kiss You diyordu Morrisey.

Bu akşam hayatımızın şarkısının Nancy Sinatra versiyonuyla tanıştık. Belki de bu, hayatımızın şarkıları listesinin dönüm noktası. Dinleyin efenim. Nancy'den Let Me Kiss You hepinize gelsin. Ağzınızı şapırdatmadan dinleyin.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Albino


Bütün gece bir elimde bira şişesi, bir elimde sigara, aklımda hayalin oturduk. Etrafta birileri konuştu, durdu. "Uykun mu geldi?" dediler. Hava soğuk, dışarda sele dönüşmek üzere bir yağmur. Ama hava hala yumuşamamış. Soğuk yani. İç titriyor arkadaş. Uyku gelse de, uyumak mümkün değil yani. Ama çifter çifter. Herkes çifter. Ben uykumun geldiğini sandıklarında, sanki seni rüyamda görüyormuşçasına canlı yaşıyordum anıları. Gözümün daldığı yerdeki halı desenini, tutup senin yüzüne tamamlıyordum. Ve elbette, "Hayır, uykum gelmedi. Sadece sizi dinlemekten başka, yapacak daha eğlenceli şeyler buldum. Onları deniyorum." diyemedim. Hayatın akışı çok garip. Tom Waits söylerken fonda, hep sonbahar oluyor mesela. Seni düşünürken de burnuma deniz kokusu geliyor. Geçen bir yerde duymuştum. "İnsanın hayatındaki bütün olumsuzlukları unuttuğu an, orgazmdan sonraki 5-20 dakikadır." Aksini ispatladım. Suç ortağım olmanı dilerdim. Sevgilim.
Dinle_ Tom Waits-Green Grass