19 Eylül 2011 Pazartesi

What's Wrong with This Picture?


Yüzsüzlüğüm üzülmeye bile yetmedi. Bazen çok fakirim.
"Şeref fakiri" der Di. hep. Ben insanların yoksunluklarına küfretmiyorum, var olmalarına abanıyorum daha çok. Bazen çok düzüm.
Eskiden "büyüyünce" şenlikli bir zaman dilimiydi. Sanıyordum ki, büyüyünce herkes trambolinlerde yaşar ve gökyüzünün istediği maviliğine sıçrar. Meğer büyümenin dinginlik isteğiyle doğrudan bir orantısı varmış.
Ya da işte her neyse.
Sonuçta eşşek kadar olduk. Öyle ki içtiğim zayıflama çayının tadı, küçükken yediğim kolalı şekerlere benziyor diye sevinebiliyorum. Dinginlik işte. Daha ne.

Gereksizce fazla güzel bir şarkı gelsin gecenize. "Bazı sabahlar güne değil, şarkıya uyanıyorum." diyenlerle günün ilk dolmuşunda karşılaşmak dileğiyle.
Kendal Johansson-Blue Moon

20 Ağustos 2011 Cumartesi

17 ağustos 2011




Gerçek yalnızlığı hiç bu kadar yakından yaşamamıştım. Şu an tonlarca insanın içinde kimsenin bilmediği bir dili tek başıma konuşuyorum. Oysa ben buraya yollardan kendimi toplamak için gelmiştim. Şimdi ise olmadıklarımla dolu ceplerim. Ne kadar zıt varsa, sağ ve sol yanlarımda kahkahalarla anlamadığım lügatların içine sıçıyorlar. Gitmenin çok derinlerindeyim. Dönmek için çırpınsam zarar ziyan. Bir hayalkırıklığı ki sorma gitsin. Boynumun arkasını kesmişler atmışlar sanki, yüzümü göğe dönsem dönemiyorum. Halbuki ev oralarda bir yerde...


Bu arada şu yandaki kız gülmekten ölecek. Acaba Brugge'dan aldığım şövalye kalemime mi gülüyor? Acaba kafasına vurduğumda çıkacak sesi düşünüp huylandı mı kerata? Denemeliyim. Amsterdam, sen çok şeysin. Samimi değilsin mesela. Kendin değilsin. Yani düşün bi şey bile değilsin.


(Acaba E. şuan napıyor?)


I amsterdam.

Dinle: Kings of Convenience/ Me in you

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Daily Shit


benim bu şehirde her gün ağzıma sıçıyorlar. Cemal'in kadınlarını kurşuna dizerlermiş. Daha mı onurlu? Ne bileyim. Benim ağzıma sıçıyorlar. Her gün bu dünya kadar kalabalıktan tecrit ederek, bu dünya kadar kalabalığın içinde kaybederek ağzıma sıçıyorlar. "Keşke bu an sonsuza kadar sürse" diyebileceğim tek bir saniye bile bırakmıyorlar. "Keşke ölsem!" diyeceğim bir hüznü gecenin son otobüsünün arkasından koşturuyorlar. Kırıntıdan terane bir heyecanı bilet kuyruklarında dövüyorlar. Şerefe kadeh kaldıran evli bir adamın sevgilisinin arkasından konuşuyorlar. Günaydın'ı bacaklarıma söylüyorlar. İyi akşamlar'ı analarının.... attığım her adımı boğazıma düğümlüyorlar anlıyor musun? sıçtıkları boku yutkunamıyorum. çok canım sıkılıyor. onlar canları sıkılınca kuş vuruyorlar. Anlıyor musun? İnsan nasıl katil olur? Maktul olmadan nasıl katil olunmaz anlıyor musun?

6 Temmuz 2011 Çarşamba

This isn't a fucking apologize. Yersen.

nefret etmek ne garip bir acizlik. insan aslında hep kendinden soğuyor sonunda.
kursaktaki düğüm mideye inse de, yine aynı mide bulanıyor sonuçta.
boşvermişliği ya da vurdumduymazlığı, duygularının önüne geçmiş insanlar var.
kimse için yoksalar da, kendileri için varlar. çok özendiğim.

nefrete bulandığımı anladığım anda yeni bir kitaba başlıyorum. yarım kalmış kitaplar rafta beni çağırıyorlar. Şerefsiz. Şerefsizim ben. Yani, benden nefret edenler de var. nefret etmekten gocunduğum kadar nefret edilmekten gocunmuyorum. Bildiğin şerefsizim ben.

Dinle:Archive-Fuck You

1 Temmuz 2011 Cuma

Kulağın çınlıyor, duydum.


Özlemek ayıp. Düşünüp ah etmek de. Ama kağıt kesikleri ayıp değil. Hiç. Bence en ayıbı söyleyememek.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Holiday is Good.

Tatiller iyidir.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Express

Ne yazacaktım? Ama daha çok okuyacaktım ben, başkalarının cümlelerinden kendime dal-budak yapacaktım. Kaldırım taşları fazla mı aralık? Cümlelerle dolduracaktım ki dünya, ayağı takılıp üzerime düşmesin. Bir kaç yazar bulacaktım kendime, çok sevilmemiş, ele göze gelmemiş, dillendirilmemiş bir kaç yazar ve ben. Gezecektik kaldırımlara bata çıka. Hangi şehir olduğu farketmez. Hepsinin içinden trenler geçiyor nasılsa. Hepsi gelmeye hele de gitmeye pek niyetli nasılsa.
Okuyacaktım ben. Belki o trenlerin birinde Tezer'in yüzüne rastlayacaktım. Çünkü Tezer'in sadece Pavese'si, Kafka'sı, Atay'ı ve trenleri vardı. En yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı.