26 Kasım 2011 Cumartesi

Düş.Eş.


Ne güzeldin giderken kanım can parçam benim
İçimdeki kuş tünek değiştirdi
Yüreği durmadan dönecek misin?

Feridun Düzağaç-ÖZLEDİM.

14 Ekim 2011 Cuma

Kitapsızlık Cinayettir.


Okusaydık böyle olmazdı. Her gün haberlerde, kadınların en yakınları tarafından onlarca yabancı göz önünde katledilişinin haberini almazdık. Annelerin çocuklarının önünde babaları tarafından kesilmelerinin, vurulmalarının, infaz edilmelerinin korkunçluğuna tanık olmazdık. Bir kadının ellerini anlatan bir sayfa okumuş olsaydık, bugüne kadar bir kere bile olsa, bunları yapamazdık. Güçlünün zayıfın sırtına çıkarak yükseldiği bu boktan hayatta, bari annelere bir şey olmasaydı. Ben bu kültürün NAMUS tanımının ta amına koyayım.
Kılını bile kıpırdatmayan bu devletle, kadınlığından utanmayan Fatma Şahin'le, erkekliği bilek gücü sanan bu cehaletle aynı ülkede olmaktan utanç duyuyorum. Kadına şiddeti geçtik biz. Bu konuda öyle profesyonelliştik ki, artık kadın cinayetlerine aşina oluyoruz ve hatta "boşanmış" ve "hayatta" bir kadın gördüğümüzde şaşırıyoruz. Yaşama hakkını sonuna kadar savunabilmiş bir savaşçı sanıyoruz onu. İmrenerek bakıyoruz. Halbuki Virginia Wolf'un "Kendine Ait Oda"sını okusaydık, gerçek savaşçılığın ne olduğunu bilirdik. Dengemiz değişmezdi, tanık olduklarımız dağarcığımızı allak bullak etmezdi. Hayatta kalmanın doğuştan kazanılmış bir hak olduğunu unutamazdık.
Kahroluyorum. Babası tarafından annesi öldürülen o çocukları düşündükçe kahroluyorum. Bir kedinin bile annesi yoksa "Kesin annesi ölmüştür, bir araba altında ezilmiştir." diye düşünürken, insanın ailesine yapabildiklerini gördükçe kahroluyorum. O çocukları bu anılardan koparıp alabilecek kitaplarla kapılarına dayanmak istiyorum. Şiddeti ruhlarından söküp atmak istiyorum.
Gülümsemekten vazgeçmeyen kız çocukları, merhameti ruhlarına sindirmiş erkek çocukları olsunlar istiyorum. İnsanlıklarını unutmasınlar, cehaletle yanıp yakmasınlar istiyorum.

"Kadınların gülümsemediği bir şehrin erkekleri cesur olamaz." M. Menteş

1 Ekim 2011 Cumartesi

It hurts so good.


acıtırken gülümseten bir aşk bu. Nolur beni acımaktan mahrum bırakma. Zararımız bol, ziyanımız eksik olsun.

19 Eylül 2011 Pazartesi

What's Wrong with This Picture?


Yüzsüzlüğüm üzülmeye bile yetmedi. Bazen çok fakirim.
"Şeref fakiri" der Di. hep. Ben insanların yoksunluklarına küfretmiyorum, var olmalarına abanıyorum daha çok. Bazen çok düzüm.
Eskiden "büyüyünce" şenlikli bir zaman dilimiydi. Sanıyordum ki, büyüyünce herkes trambolinlerde yaşar ve gökyüzünün istediği maviliğine sıçrar. Meğer büyümenin dinginlik isteğiyle doğrudan bir orantısı varmış.
Ya da işte her neyse.
Sonuçta eşşek kadar olduk. Öyle ki içtiğim zayıflama çayının tadı, küçükken yediğim kolalı şekerlere benziyor diye sevinebiliyorum. Dinginlik işte. Daha ne.

Gereksizce fazla güzel bir şarkı gelsin gecenize. "Bazı sabahlar güne değil, şarkıya uyanıyorum." diyenlerle günün ilk dolmuşunda karşılaşmak dileğiyle.
Kendal Johansson-Blue Moon

20 Ağustos 2011 Cumartesi

17 ağustos 2011




Gerçek yalnızlığı hiç bu kadar yakından yaşamamıştım. Şu an tonlarca insanın içinde kimsenin bilmediği bir dili tek başıma konuşuyorum. Oysa ben buraya yollardan kendimi toplamak için gelmiştim. Şimdi ise olmadıklarımla dolu ceplerim. Ne kadar zıt varsa, sağ ve sol yanlarımda kahkahalarla anlamadığım lügatların içine sıçıyorlar. Gitmenin çok derinlerindeyim. Dönmek için çırpınsam zarar ziyan. Bir hayalkırıklığı ki sorma gitsin. Boynumun arkasını kesmişler atmışlar sanki, yüzümü göğe dönsem dönemiyorum. Halbuki ev oralarda bir yerde...


Bu arada şu yandaki kız gülmekten ölecek. Acaba Brugge'dan aldığım şövalye kalemime mi gülüyor? Acaba kafasına vurduğumda çıkacak sesi düşünüp huylandı mı kerata? Denemeliyim. Amsterdam, sen çok şeysin. Samimi değilsin mesela. Kendin değilsin. Yani düşün bi şey bile değilsin.


(Acaba E. şuan napıyor?)


I amsterdam.

Dinle: Kings of Convenience/ Me in you

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Daily Shit


benim bu şehirde her gün ağzıma sıçıyorlar. Cemal'in kadınlarını kurşuna dizerlermiş. Daha mı onurlu? Ne bileyim. Benim ağzıma sıçıyorlar. Her gün bu dünya kadar kalabalıktan tecrit ederek, bu dünya kadar kalabalığın içinde kaybederek ağzıma sıçıyorlar. "Keşke bu an sonsuza kadar sürse" diyebileceğim tek bir saniye bile bırakmıyorlar. "Keşke ölsem!" diyeceğim bir hüznü gecenin son otobüsünün arkasından koşturuyorlar. Kırıntıdan terane bir heyecanı bilet kuyruklarında dövüyorlar. Şerefe kadeh kaldıran evli bir adamın sevgilisinin arkasından konuşuyorlar. Günaydın'ı bacaklarıma söylüyorlar. İyi akşamlar'ı analarının.... attığım her adımı boğazıma düğümlüyorlar anlıyor musun? sıçtıkları boku yutkunamıyorum. çok canım sıkılıyor. onlar canları sıkılınca kuş vuruyorlar. Anlıyor musun? İnsan nasıl katil olur? Maktul olmadan nasıl katil olunmaz anlıyor musun?

6 Temmuz 2011 Çarşamba

This isn't a fucking apologize. Yersen.

nefret etmek ne garip bir acizlik. insan aslında hep kendinden soğuyor sonunda.
kursaktaki düğüm mideye inse de, yine aynı mide bulanıyor sonuçta.
boşvermişliği ya da vurdumduymazlığı, duygularının önüne geçmiş insanlar var.
kimse için yoksalar da, kendileri için varlar. çok özendiğim.

nefrete bulandığımı anladığım anda yeni bir kitaba başlıyorum. yarım kalmış kitaplar rafta beni çağırıyorlar. Şerefsiz. Şerefsizim ben. Yani, benden nefret edenler de var. nefret etmekten gocunduğum kadar nefret edilmekten gocunmuyorum. Bildiğin şerefsizim ben.

Dinle:Archive-Fuck You