9 Temmuz 2015 Perşembe

Sevgili Kendim.


 
 
"İçine atladığım-atıldığım hayatta, sabah uykusundan başka bir düzine yaşanmamışlık biriktireceğim. Mağaza vitrinlerinde camdan yansıyana değil, camın içindekine odaklanacağım bir hayatı ben tercih etmiyorum. Öyle bir hayatla tam olarak ne yapılır, bunu bile bilmiyorum. Şık restoranlarda nasılsın'dan ziyade, ne yersin'i ben tercih etmiyorum. Süslü yemek isimlerinin tam olarak neremi doyuracağını bile bilmiyorum. Yaşayacağım yeni tecrübelerin bedelleri kağıt paralarla sayıldıkça, biliyorum ki en fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler, kaç para ederliğimle ilgilenecekler. Masanın üzerindeki West önce Winston olacak, sonra Marlboro. Zehirlenmemin kalitesini temsil edecek. Ayakta alkışlanacağım. Hiç dokunmadığım eller tarafından alkışlanacağım."
 
4 yıl önce yazdığım bu paragrafı okudum az önce. 4 yıl sonrasından kendime cevap vermek istedim.
 
Sevgili Kendim,
 
En fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler demişsin. O zamanlar Instagram filtreleri yokmuş hayatında, ne güzel. Bugün o filtreler piksel piksel işledi tenimize, gülüşlerimize, yediğimiz lokmalara, attığımız her adıma. Ve çok öngörülü davranmış, az çok tahmin etmişsin geçireceğin değişimi. Mesela o zamanlar yazdığın yazıları döner tekrar tekrar okurdun. Şimdi çektiğin fotoğraflara dönüp tekrar tekrar bakıyorsun. Gerçekten de artık mağaza vitrinlerinin içine odaklanıyorsun. Yansıyana bakmak çoğu zaman aklına bile gelmiyor. Bu etrafındaki insanların çoğu için böyle ne yazık ki. Onlardan etkilenmemek için az buz çaba sarf etmedin. Mecburiyetten zamanının çoğunu birlikte geçirdiğin insanlardan kendini sakınamıyorsun. Yine de onlar gibi değilsin. Çünkü ne zaman çok yakın olmak istesen aksine birbirinizi şiddetle itiyorsunuz.
 
Yaşayacağın yeni tecrübelerin değeri diğerlerince para ile sayılsa da, aslında tam anlamıyla senin için öyle olmadı. Evet para harcamak ile para biriktirmek sorunu hayatında yer kaplıyor, canını sıkıyor. Ancak "keşke para ile satın alınsa ve benim bunu almaya param yetmese" diyeceğin tecrübeler de yaşadın. Burada insanlar birbirlerinin en çok ve belki de sadece nerede çalıştığıyla, kaç para kazandığıyla, ne giydiği ile, nerelerde takıldığıyla, eviyle, arabasıyla ilgileniyorlar. İnsanların büyük bir kısmının bu kadar boş olduğunu ve bazı insanlarla ne kadar uğraşırsan uğraş paylaşacak HİÇBİR ŞEY bulamadığını, bulamayacağını tecrübe ettin ne yazık ki.

Sevgili Kendim. Sigarayı hala bırakamadın. Ama Marlboro içmiyorsun. Kötü haber: Hala o kadar zengin değilsin.

Ve seni gerçekten çok özledim.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Deli Teyze


 
 
Bir kelimeden ötesi boşluk zannederdim, yetişkin olma sancısına toslamadan önce. Yani demem o ki, yaş grafiğinin, kelimelerin aslından ziyade imasına, ironisine, kinayesine daha çok biad edildiği kısmında ikamet ediyorum vücuden. Aklen ve ruhen o taraklarda hiç bezim yok. Herkesle ayrı düşmenin dayanılmaz kafa karışıklığında yalpalıyorum. Bir çoğu vardır böyle, neyse ki bir ikisiyle yollarımız bir yerlerde kesişti. Yoksa insanın saçını başını yolup, dağa yerleşmemesi işten değil.
 
Toplum diyorum, toplum çok mekanik, çok aynı ve çok acımasız. Topluma kayıtsız kalmak içinde bulunduğum yaş skalasında daha da imkansız. Eskiden teyzelerin "amaan yaa deli o" deyip arkasından atıp tuttuğu "deli teyzelerden" biri oldum zannımca. Kalabalıklarda sımsıkı suskun kalışım da bundandır herhalde. Dönüşüyorum da, neye dönüştüğümü hiç bilmiyorum. Umarım geriye tanıyıp bildiğim, severek üzerimde taşıdığım kısımlarımdan bir miktar kalır. Yoksa bu ömür nasıl geçer. İnsan kendini sevmeye sevmeye nereye kadar gider?
 
Sanırım, yaşıtlarımın çocukları büyüdüğünde ebeveynleri benimle görüştürmeyecek. "Deli Teyze" çocuklarının aklına deli fikirler sokmasın diye. Böyle böyle soyumuz kurur belki. Kimbilir.
 

20 Ocak 2015 Salı

Gamlı Guş.

Guş olsam. Guş. Kuş olmama bile gerek yok. Çünkü uçmasam da olur. Kuşların birbirine soru soramayan ve cevap vermek zorunda olmayan özelliklerinden faydalanayım yeter. Yani gaga'm olsun ama kimseyi gagalamayayım. Guş olayım yani gaga'mla övünmek yerine kanatlarımla övüneyim. Anlıyor musun? Mesela kimse gelip de "aaa karşı ağacın kuşu geçen 4'lü yumurtladı senin aklın hala havalarda" demesin. Aklın havalarda olmasının normal olduğu bir guş olmak istiyorum. Çok mu?

23 Aralık 2014 Salı

2014'ün En İyi Kitapları

2014 yılında okuyup da, unutamadığım, içime işleyen, beni benden alan, sevdiğim herkesin yakasına yapışıp "oku da oku" diye ısrar ettiğim kitapları yazmak istedim. 2014 yılında 25 kitap okumuşum, ama içlerinden beşini "en ama en" olarak seçtim. İşte 2014'ün enleri:

1. ŞİBUMİ

Şibumi 27 yıllık ömrümün en nadide keşiflerinden biri oldu. Bu güne kadar nasıl oldu da hakkında hiçbir şey duymadım ve okumadım diye çok hayıflandım okuyup bitirdikten sonra. Ruhani alemlerden, ekstrem sporlara geçiş yapan, politik konulara kafadan giren, sekse bile kıyıdan köşeden de olsa uğramadan geçmeyen bu kitabı okumanızı AŞIRI tavsiye ediyorum. Bizim kurumda sevdiğim herkes okudu, hatta sevdiklerimin sevdikleri de okudu. O kadar diyim.

2. BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

Şeyy tamam artık vurmayın. Bu kadar kült üstü kült, fenomen oğlu fenomen kitabı 2014'lere kadar bekletmem benim hatam, sonunda okumuş olmam da Kitap Ağacının büyüklüğü olsun. Şibumi de, Bülbülü Öldürmek de onlar sayesinde okuduğum kitaplar oldu. I love Kitap Ağacı

3. BELKİ BİR GÜN UÇARIZ

Delirmek isteyen ama bir türlü deliremeyen bir genç kızın kendi acıklı öyküsünü kıkır kıkır kıkırdayarak yazdığı bu ilk kitabını elimden düşürmemecesine bir solukta okudum. Aylin Balboa, blogunu sürekli takip ettiğim bir fenomendi zaten. Kitabından beklediğimi fazlasıyla aldım diyebilirim. 2014 yılının benim için en büyük sürprizi oldu bu kitap.

4. BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA




Barış Bıçakçı bir gün okuyacağım kitapları biterse ve ben Barış Bıçakçı okumak istediğim bir gün okumadığım hiçbir kitabı kalmamışsa naparım diye diye okumaya kıyamadığım bir yazar. Hangi eserini diğerinden üstün tutacağımı bilemediğim, çünkü beni her yeni cümlesinde şaşırtan, beğenmelere sevmelere okumalara doyamadığım kitapların yazarı Barış Bıçakçı. Bu kitabını kendimle savaşarak okudum. İçimden hep " yaa kızım azıcık bırak elinden biraz da sonraya kalsın. Hemen bitirme, bitince üzüleceksin." dediğim halde, bir oturuşta okudum. Ardından içimde tarifi imkansız bir sancı kaldı. Hikaye kalbimi kızgın demirle dağladı. Ardından uzun bir süre yere paralel gittim.

5. FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU



Bu yazıyı yazmaya dün akşam başlamıştım. 5. sıraya Alice Munro'nun Arkadaşlık, Aşk, Flört, Nefret, Evlilik kitabını koyacaktım. Eve geç bir saatte vardığımda Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku bana karşıdan çok tutkulu baktı ve okudum, bitirdim. Uykum kaçtı. Kitapla ilgili hissimden bahsedemeyeceğim çünkü tarif edemiyorum. Şimdi burada 5. sırada yer alıyor. Ama aslında ben onu "Hayatın her yanını kaplayan, okuyanı ayrı bir evrene götürüp orada sarıp sarmalayan. Kendisinden başka şey düşünmesine müsaade etmeyen." bir klasmanda değerlendirmeyi yeğlerdim. Aylak Adam vari bir baş karakter, dilin raconunu öyle iyi kesiyor öyle iyi. Şarkı söyler gibi okunuyor, duramıyorsunuz. Çarpıyor insanı, hafif dertli çakır keyif yapıyor. Sayesinde sabahı zor ettim. Siz siz olun, kitabı okuyup üzerine yatmayın. Uyutmuyor.

Bu sene böyle. 2015'te bakalım neler. Ne yok artık'lar, ne yuh hala mı okumadınlar, ne neeee kitabı mı çıkmışlar lar lar lar. Eksin olmasın.

25 Kasım 2014 Salı

Kitap okumak hayatla başa çıkmanın yollarından herhangi biri. Kitap okuyanlar kurtarmayacak bu evreni. Bu evreni kimse kurtarmayacak.

2014 yılı biterken Ankara'da bu kışın ilk karını bugün çatılarda gördük. Kar görmek hele de yağarken görmek bende delicesine bir yaşama sevinci uyandırıyor. Yaşama sevinci dediğimde de aklıma hep kitaplar, kahve, battaniye ve filmler geliyor. Bir önceki yazımda bundan zaten bahsetmiştim değil mi, papağan gibi aynı şeyleri söyleyip duruyorum. Ama bugün tesadüfen beni çok mutlu eden bir haber aldım. Salyalarımı akıtırcasına okuduğum http://entel-dantel.blogspot.com.tr/ nin yazarı Aylin Balboa ilk kitabını çıkarmış, hem de taa Eylül'de. Hem de bunu bloguna yazmış ama ben okumamışım. İşte bazen böyle şeyler olabiliyor. Evren mi dersiniz artık Tanrı mı, sevdiği insana eşeğini önce kaybettirip sonra buldururmuş misali durup dururken mutlu oldum, hemen aldım kitabı tabii. Okumak için de çıldırıyorum!
Ayrıca kitap siparişi için idefix'e girince Sabit Fikir yazarlarının seçtiği 2014'ün en iyi 50 romanı listesine bir göz attım. İçlerinden sadece Deliduman'ı okumuşum. Okumak istediklerimi de burada paylaşayım. Olur da bir gün elimde okunacak kitap kalmazsa (böyle bir şey mümkün mü Duygu, allah aşkına kimi kandırıyorsun 1253 tane okunmamış kitabı nereye koyacağını şaşırdın bırak yaaa!) buraya kendime tavsiye listesi düşmüş olayım.


Haw- Kemal Varol
Kitabı da yazarını da duymuştum, ancak Sabit Fikir yazarları tarafından seçilip listenin 1 numarasına konulunca çok ilgimi çekti.


Dünya Ağrısı- Ayfer Tunç
"Ayy hala okumadın mı inanmıyoruuumm" klasmanındaki elimde bulunan kitaplarım bitse de, Ayfer Tunç'la tanışsam artık yaa. Çok merak ediyorum bu kitabını. Tanıtım bültenindeki kitaptan alıntı bir son cümlesi var ki beni benden aldı. Okumazsam ölücem klasmanına girdi.


Doğa Tarihi- Hakan Bıçakçı
Kitabın kapağı nasıl post modern olmuş, insanı nasıl cezbediyor yarebbim. İnstagramdaki kitap postları paylaşan fenomenlerin bir dönem elinden düşmedi, acımasızca ağız sulandırdılar. Hala ağzım sulanıyor da, işte. Evde bana küfreden bir yığın kitap varken ayıp olur şimdi.


Kitap Evi- Enis Batur
İşte bu kitabımız da instagramdaki kitap fenomenlerimizin ağız sulandırma politikalarındaki baş rol oyuncularından. İçerik itibariyle bana Selçuk Altun'un Kitap İçin serisini anımsattı. O seriyi baya sevmiştim. Bunun için de biraz bekleyeceğim mecburen. Okumazsam ölücem demedim henüz. 

Mo Yan- İri Memeler Geniş Kalçalar
Bu kitabın görselini bulamadım. Kitabımız 1000 küsür sayfa oluşu ve okurken tahammül sınırlarını zorlayışı ile meşhur. Tahammül derken bazı bölümleri insanın içini kızgın demirle dağlıyor, bazı bölümleri ise okuyucunun işkenceye, acıya katlanma sınırını zorluyormuş. Okumadım bilmiyorum ancak merak içindeyim.

2014 yılında çıkıp da benim okumak istediğim kitaplar bunlar efendim. 2015 yılı için geçen yılki gibi kendime hedef koymayı düşünmüyorum zira bu sene hedefimin yarısını bile okuyamadım. 2015 yoğun bir yıl olacak, bir dünya meşgalem ve farklı sorumluluklarım var. Kaçak köçek kitap okuyacağım. O da minimum seviyede olacak gibi görünüyor. Vakti olan arkadaşlar, benim yerime de bol bol okuyun :(

7 Kasım 2014 Cuma

Battaniye ve Film.

Kış ile ilgili en sevdiğim şey BATTANİYE'dir arkadaşlar. Bu benim için hiçbir şeyin rakip olamayacağı bir konu, dolayısıyle değişmeyecek. Bunun yanında diğer kış güzellikleri ise battaniyenin altında film izleme, battaniyenin altında kitap okuma, battaniyenin altında kahve içerek film izleme/kitap okuma. Gördüğünüz gibi battaniye tüm güzel faaliyetlerin tamamlayıcısı benim için. İster inanın ister inanmayın, iş yerinde de bir battaniyem var ve tüm kış kullanıyorum.
Velhasılı kış tüm güzellikleri (ve elbette cefası) ile geldi. Sıraya giren film ve kitaplar eritilmeye başladı. For example:

The Great Gatsby (2013)


Sonunda izleyebilmiş olmama çok seviniyorum. Kitabını ise hala okuyamadım. Filmdeki bazı detaylar roman uyarlaması olduğunu çok iyi yansıtmış. Mesela Long Island'dan New York'a giderken maden ocaklarının bulunduğu bir bölgeden geçmek gerekiyor (adını unuttum) rengarenk yerlerden bir anda griye geçiş yapıyor görüntüler. Maden ocaklarının bulunduğu yer kitapta nasıl anlatılmış çok merak ettim. Carey Mulligan'ı çok beğeniyorum, filmdeki kostümleriyle çok prenses çok şükela olmuş. Bayıldım. Film de çok güzeldi. Aşırı uzun sürmesine rağmen hiç sıkılmadım, tavsiye ederim. Puanım 10 üzerinden 7.

Edge of Tomorrow (2014)


Yaşa. Öl. Tekrar et. Film tamamen bundan ibaret. Uzaylılar dünyayı basıyor, bu uzaylıların kanından içen biri öldükten sonra aynı günü tekrar tekrar yaşama kabiliyeti kazanıyor. Bilim kurgu filmlerini çok severek izlediğimi söyleyemeyeceğim. Ama eğlenceli,heyecanlı bir seyir sunuyor. Puanım 10 üzerinden 6. 

The Giver (2014)




Açlık oyunları muadili filmlerden gına geldi gerçekten. Filmin konusunu oluşturan alternatif dünya/ distopya konusu, temeli güzelce açıklanmadan, sebepleri adam gibi anlatılmadan, başlayıp kendi kendine sona eriyor film. Siz de kendinizi adeta kullanılmış, zamanı çalınmış hissediyorsunuz. Hiç beğenmedim. Puanım 10 üzerinden 3.

Lucy (2014)



Luc Besson diyince benim için film "izlemezsem ölücem" klasmanına girmişti. Filmi izledikten sonra ise "nasıl yaa" diyebildim sadece. Çünkü 1.30 saat içine dünyanın konusunu sığdırmaya çalışmışlar ve arap saçı olmuş. Hiçbi şey anlaşılmıyor, kesinlikle keyfi çıkmıyor. Bir çok detay havada asılı kalıyor ve bir anda cort diye bitiyor. Olmamış Luc, olmamış Scarlettt. Mesela ilacı aldıktan sonra Lucy neden "ölücem, ölücem" diyip duruyordu ki? Neden ölüyor ki? Sonra uçakta bir anda erimeye başladı. Neden niye eridi ki, ilaçtan biraz daha içince erimesi durdu. Eee? Hiç anlamadım, bu durumda da beğenmem beklenemez heralde. 10 üzerinden 5.

Intouchables (2011)



Ohh film! En güzelini en sona sakladım. Fransızlar bu işi biliyor arkadaş. Adamlardaki estetik anlayışı, ruha hitap etme üslubu muazzam. Bu film nasıl güzel, nasıl dokunaklı, insanı nasıl mutlu ediyor anlatılmaz izlenir. Kendinizi bu filmden mahrum bırakmayın. Ruha dokunan, insanı anlatan filmlere bilim kurgu, aksiyon filmlerinden daha düşkünseniz, bu filmi kaçırmayın. Puanım 10 üzerinden 8.

Euphoric Blog'da gördüğüm izlenecekler listesi çok hoşuma gitti, hatta bir kaçını bir kenara not ettim. Dedim ben de buraya bir tane koyayım hem belki başkalarının da işine yarar, hem de benim takibimi kolaylaştırır. Buyrun efenim:


İyi Seyirler!

27 Ekim 2014 Pazartesi

Work Less, Read More.

Şu hayal kurma kıtlığında bana ilham verecek o kadar az şeyle karşılaşıyorum ki, yukarıda gördüğünüz manzaradan uzun bir zamandır gözümü alamıyorum. O fotoğrafın içinde benim cennetim gizli. Bana yaşadığım zaman dilimindeki seçimlerimde aklıma değil vicdanıma sormamı öğreten, insanı insan olup sevdirten, hayvanı kendimden yüce tutmamı salık veren, her yeni güne başka bir heyecanla uyanmamı sağlayan cennetim. "Bu dünya, belki de başka bir gezegenin cehennemidir." diyen Huxley'i haksız çıkartan bir cennetten bahsediyorum. Çünkü böyle bir görüntünün varolduğu dünya, cehennemi inkar ediyor olmalı. Kendi cennetini inşa edebilen insanların kanıtı bu. Cehennemi inkar eden insanların kanıtı. Salt mutluluk gizli değil elbette bu karede, yanlış anlaşılmasın. Sonuçta üzülmeyenden de bir üzüm olmaz.

No Clear Mind- Celeste