28 Ocak 2016 Perşembe

2015'te İzlediğim En Şükela Filmler

Yani ben 2015'te izledim, filmler 2015'te vizyona girmek zorunda değil.




1- 2 Gün, 1 Gece


Hayatımda izlediğim en anlamlı filmlerden biri olabilir. O kadar gerçek bir konu, öyle net öyle gerçek işlenmiş. Mutlaka ama mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. 

2- Bisikletli Çocuk


2 gün 1 gece gibi bu film de Dardenne kardeşlerin elinden çıkma. Sanırım Dardenne'lerin tarzı hikayeyi olduğu gibi vermek ki bu konuda oldukça başarılılar. Fransız olmalarına rağmen insanın kalbini sıkıp posaya çevirecek hikayelere el atıyorlar ve hiç de vıcık vıcık olmuyor.

3- White God


En sevdiğim filmler listesinde her daim yerini koruyacak efsane bir film. Nasıl açıklayabilirim hiç bilmiyorum. Sadece son sahnesi bile tek başına yıllarca aklımdan çıkmayacak. Lütfen izleyin. Ve filme başlamadan önce yanınıza mendil almayı unutmayın.

4- Macbeth


Tam anlamıyla bir görsel şölen. Sanat içinde sanat. Ne ararsan var, şiir, resim, sinema, fotoğraf, müzik. Her yandan enfes bir çalışma çıkmış ortaya. 

5- Imıitation Game


Filmi izlemeden önce Alan Turing'den ve hikayesinden hiç haberim yoktu. Tanıştığıma memnun oldum.

6- Pride


Çok tatlı bir film. Tatlılığında bir İngiliz filmi olmasının büyük payı var, çünkü hikaye geçtiği yıllar için oldukça marjinal. Vejetaryen kıza "hiç mi?" tepkisi veren teyze favorim. :)

7- Inside Out


Normalde animasyon sevmem pek. Ama bunu iyi ki izlemişim :) Çok eğlenceliydi. Fikre bayıldım.

8- The Wrestler


Adam öldü mü yaa acaba sonunda!? İnşallah ölmemiştir :/

9- The Secret Life of Walter Mitty


Karakter insanın kişiye bakışını kesinlikle çok etkiliyor bence. Müzede Bir Gece'deki Ben Stiller nereee, bu filmdeki nere. (buradakine bayıldım demek istiyor.)

10- Lobster


Tamam bunu 2016'da izledim ama çok başında izledim. Bence yazabilirim çünkü çok da beğendim. Yalnız olmanın yasak olduğu  bir toplumda insanların birbirine nasıl robotik adımlarla yürüdüğünü izliyoruz, bence bayağı kara mizah, trajik ve çok komik. 

üzledim.

Çünkü paylaşmazsam ölürmüşüm. İşte geldim. Canım blogum.

bunu da buraya bırakayım alıştırma olsun: Phosphorescent- Song for Zula

15 Kasım 2015 Pazar

I could live in hope.

Sanki başka çaresi varmış gibi. 

Angus&Julia Stone- For You


9 Temmuz 2015 Perşembe

Sevgili Kendim.


 
 
"İçine atladığım-atıldığım hayatta, sabah uykusundan başka bir düzine yaşanmamışlık biriktireceğim. Mağaza vitrinlerinde camdan yansıyana değil, camın içindekine odaklanacağım bir hayatı ben tercih etmiyorum. Öyle bir hayatla tam olarak ne yapılır, bunu bile bilmiyorum. Şık restoranlarda nasılsın'dan ziyade, ne yersin'i ben tercih etmiyorum. Süslü yemek isimlerinin tam olarak neremi doyuracağını bile bilmiyorum. Yaşayacağım yeni tecrübelerin bedelleri kağıt paralarla sayıldıkça, biliyorum ki en fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler, kaç para ederliğimle ilgilenecekler. Masanın üzerindeki West önce Winston olacak, sonra Marlboro. Zehirlenmemin kalitesini temsil edecek. Ayakta alkışlanacağım. Hiç dokunmadığım eller tarafından alkışlanacağım."
 
4 yıl önce yazdığım bu paragrafı okudum az önce. 4 yıl sonrasından kendime cevap vermek istedim.
 
Sevgili Kendim,
 
En fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler demişsin. O zamanlar Instagram filtreleri yokmuş hayatında, ne güzel. Bugün o filtreler piksel piksel işledi tenimize, gülüşlerimize, yediğimiz lokmalara, attığımız her adıma. Ve çok öngörülü davranmış, az çok tahmin etmişsin geçireceğin değişimi. Mesela o zamanlar yazdığın yazıları döner tekrar tekrar okurdun. Şimdi çektiğin fotoğraflara dönüp tekrar tekrar bakıyorsun. Gerçekten de artık mağaza vitrinlerinin içine odaklanıyorsun. Yansıyana bakmak çoğu zaman aklına bile gelmiyor. Bu etrafındaki insanların çoğu için böyle ne yazık ki. Onlardan etkilenmemek için az buz çaba sarf etmedin. Mecburiyetten zamanının çoğunu birlikte geçirdiğin insanlardan kendini sakınamıyorsun. Yine de onlar gibi değilsin. Çünkü ne zaman çok yakın olmak istesen aksine birbirinizi şiddetle itiyorsunuz.
 
Yaşayacağın yeni tecrübelerin değeri diğerlerince para ile sayılsa da, aslında tam anlamıyla senin için öyle olmadı. Evet para harcamak ile para biriktirmek sorunu hayatında yer kaplıyor, canını sıkıyor. Ancak "keşke para ile satın alınsa ve benim bunu almaya param yetmese" diyeceğin tecrübeler de yaşadın. Burada insanlar birbirlerinin en çok ve belki de sadece nerede çalıştığıyla, kaç para kazandığıyla, ne giydiği ile, nerelerde takıldığıyla, eviyle, arabasıyla ilgileniyorlar. İnsanların büyük bir kısmının bu kadar boş olduğunu ve bazı insanlarla ne kadar uğraşırsan uğraş paylaşacak HİÇBİR ŞEY bulamadığını, bulamayacağını tecrübe ettin ne yazık ki.

Sevgili Kendim. Sigarayı hala bırakamadın. Ama Marlboro içmiyorsun. Kötü haber: Hala o kadar zengin değilsin.

Ve seni gerçekten çok özledim.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Deli Teyze


 
 
Bir kelimeden ötesi boşluk zannederdim, yetişkin olma sancısına toslamadan önce. Yani demem o ki, yaş grafiğinin, kelimelerin aslından ziyade imasına, ironisine, kinayesine daha çok biad edildiği kısmında ikamet ediyorum vücuden. Aklen ve ruhen o taraklarda hiç bezim yok. Herkesle ayrı düşmenin dayanılmaz kafa karışıklığında yalpalıyorum. Bir çoğu vardır böyle, neyse ki bir ikisiyle yollarımız bir yerlerde kesişti. Yoksa insanın saçını başını yolup, dağa yerleşmemesi işten değil.
 
Toplum diyorum, toplum çok mekanik, çok aynı ve çok acımasız. Topluma kayıtsız kalmak içinde bulunduğum yaş skalasında daha da imkansız. Eskiden teyzelerin "amaan yaa deli o" deyip arkasından atıp tuttuğu "deli teyzelerden" biri oldum zannımca. Kalabalıklarda sımsıkı suskun kalışım da bundandır herhalde. Dönüşüyorum da, neye dönüştüğümü hiç bilmiyorum. Umarım geriye tanıyıp bildiğim, severek üzerimde taşıdığım kısımlarımdan bir miktar kalır. Yoksa bu ömür nasıl geçer. İnsan kendini sevmeye sevmeye nereye kadar gider?
 
Sanırım, yaşıtlarımın çocukları büyüdüğünde ebeveynleri benimle görüştürmeyecek. "Deli Teyze" çocuklarının aklına deli fikirler sokmasın diye. Böyle böyle soyumuz kurur belki. Kimbilir.
 

20 Ocak 2015 Salı

Gamlı Guş.

Guş olsam. Guş. Kuş olmama bile gerek yok. Çünkü uçmasam da olur. Kuşların birbirine soru soramayan ve cevap vermek zorunda olmayan özelliklerinden faydalanayım yeter. Yani gaga'm olsun ama kimseyi gagalamayayım. Guş olayım yani gaga'mla övünmek yerine kanatlarımla övüneyim. Anlıyor musun? Mesela kimse gelip de "aaa karşı ağacın kuşu geçen 4'lü yumurtladı senin aklın hala havalarda" demesin. Aklın havalarda olmasının normal olduğu bir guş olmak istiyorum. Çok mu?

23 Aralık 2014 Salı

2014'ün En İyi Kitapları

2014 yılında okuyup da, unutamadığım, içime işleyen, beni benden alan, sevdiğim herkesin yakasına yapışıp "oku da oku" diye ısrar ettiğim kitapları yazmak istedim. 2014 yılında 25 kitap okumuşum, ama içlerinden beşini "en ama en" olarak seçtim. İşte 2014'ün enleri:

1. ŞİBUMİ

Şibumi 27 yıllık ömrümün en nadide keşiflerinden biri oldu. Bu güne kadar nasıl oldu da hakkında hiçbir şey duymadım ve okumadım diye çok hayıflandım okuyup bitirdikten sonra. Ruhani alemlerden, ekstrem sporlara geçiş yapan, politik konulara kafadan giren, sekse bile kıyıdan köşeden de olsa uğramadan geçmeyen bu kitabı okumanızı AŞIRI tavsiye ediyorum. Bizim kurumda sevdiğim herkes okudu, hatta sevdiklerimin sevdikleri de okudu. O kadar diyim.

2. BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK

Şeyy tamam artık vurmayın. Bu kadar kült üstü kült, fenomen oğlu fenomen kitabı 2014'lere kadar bekletmem benim hatam, sonunda okumuş olmam da Kitap Ağacının büyüklüğü olsun. Şibumi de, Bülbülü Öldürmek de onlar sayesinde okuduğum kitaplar oldu. I love Kitap Ağacı

3. BELKİ BİR GÜN UÇARIZ

Delirmek isteyen ama bir türlü deliremeyen bir genç kızın kendi acıklı öyküsünü kıkır kıkır kıkırdayarak yazdığı bu ilk kitabını elimden düşürmemecesine bir solukta okudum. Aylin Balboa, blogunu sürekli takip ettiğim bir fenomendi zaten. Kitabından beklediğimi fazlasıyla aldım diyebilirim. 2014 yılının benim için en büyük sürprizi oldu bu kitap.

4. BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA




Barış Bıçakçı bir gün okuyacağım kitapları biterse ve ben Barış Bıçakçı okumak istediğim bir gün okumadığım hiçbir kitabı kalmamışsa naparım diye diye okumaya kıyamadığım bir yazar. Hangi eserini diğerinden üstün tutacağımı bilemediğim, çünkü beni her yeni cümlesinde şaşırtan, beğenmelere sevmelere okumalara doyamadığım kitapların yazarı Barış Bıçakçı. Bu kitabını kendimle savaşarak okudum. İçimden hep " yaa kızım azıcık bırak elinden biraz da sonraya kalsın. Hemen bitirme, bitince üzüleceksin." dediğim halde, bir oturuşta okudum. Ardından içimde tarifi imkansız bir sancı kaldı. Hikaye kalbimi kızgın demirle dağladı. Ardından uzun bir süre yere paralel gittim.

5. FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU



Bu yazıyı yazmaya dün akşam başlamıştım. 5. sıraya Alice Munro'nun Arkadaşlık, Aşk, Flört, Nefret, Evlilik kitabını koyacaktım. Eve geç bir saatte vardığımda Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku bana karşıdan çok tutkulu baktı ve okudum, bitirdim. Uykum kaçtı. Kitapla ilgili hissimden bahsedemeyeceğim çünkü tarif edemiyorum. Şimdi burada 5. sırada yer alıyor. Ama aslında ben onu "Hayatın her yanını kaplayan, okuyanı ayrı bir evrene götürüp orada sarıp sarmalayan. Kendisinden başka şey düşünmesine müsaade etmeyen." bir klasmanda değerlendirmeyi yeğlerdim. Aylak Adam vari bir baş karakter, dilin raconunu öyle iyi kesiyor öyle iyi. Şarkı söyler gibi okunuyor, duramıyorsunuz. Çarpıyor insanı, hafif dertli çakır keyif yapıyor. Sayesinde sabahı zor ettim. Siz siz olun, kitabı okuyup üzerine yatmayın. Uyutmuyor.

Bu sene böyle. 2015'te bakalım neler. Ne yok artık'lar, ne yuh hala mı okumadınlar, ne neeee kitabı mı çıkmışlar lar lar lar. Eksin olmasın.