4 Ağustos 2016 Perşembe

Sorrow the Opposite


Ne var biliyor musun? Hiçbir şey yok. Kitaplar, müzikler, filmler artık taşıyamıyor bu yükü. Şimdi kahve eşliğinde yazıyorum. Önceden birasız olmazdı bu kafa. Oluyorsa bir şeyler gerçekten çok acıtıyor demekti. Çok acıttığı ama o kadar çok acıttığı bir noktadayım ki, hissetmiyorum. İyiyi de kötüyü de. Ayırt edemez hale geliyorum, belki. Umarım öyle olmaz. Ayırt edememekle ölünür çünkü. Ölümü kutsayan yaşamsa ve yaşamı güzelleştiren de ölüm, ayırt edebilmeliyim. En azından güzele olan heyecanı, kötüye olan korkuyu, sevgiliye olan aşkı, rüyaya olan hasreti, başkaya olan cesareti ayırt edebilmem lazım. 
.
.
.
Hissetmiyorum. Şu şarkı hariç: Deniz Tekin-Karanlık

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Coşkuyla Ölmek.*

"İnsanların daha büyük ve değerliyi, başkayı ve önemliyi hepi topu birkaç saniye bakarak geçtiklerini ve daha geçerken unuttuklarını, sonra en sıradan ve kaba şeye tüm benlikleri ile eğilebildiklerini o zaman gördüm."

Denedim ama ben de söylenecek yeni bir şey kalmamış, Yazacak hiçbir şey bulamadım. Nerede tükettim kendimi bu kadar, nerede bitirdim içimin tutamadığını bir bir anlatırım ama makus talihe mi desem seçemediğim ama gönlümün aktığı yollara mı desem ne desem işte onlara fener yakmak istemiyorum. Hayatımın her köşesine işleyen bir katı inançsızlık var ki, tatsız tuzsuz bırakıyor. İçimi yakan, nefretle ya da öfkeyle kavuran bir mevzu üzerine söyleyecek binlerce anlamlı cümleyi söylesem ne değişecek kim ne anlayacak diyerek yutkunuyorum. Gündelik hayatımın olmasa da olurluğu aman ne çok. Her gün olmasa da olur. Gönül Şahin gibi atlayıp gitmek var. Gönül gibi cesurca ait olmadığını olamayacağını kabullenmek var. Var da işte.

Cihan Mürtezaoğlu- Bitsin bu Delilik

24 Mart 2016 Perşembe

Bir Sabah Fatma Girik Gibi Uyanmak.

"En büyük kederin karşısında, bir gece uykusuz kalmış insan çehresinden başka bir çehre almak kabil olmayacak mıydı?"

Mesela bir sabah uyandığında saçları kederinden bembeyaz olmuş bir Fatma Girik olabilmek için daha ne kadar üzülmek gerekiyor? Acımın fiziksel bir tezahürü olsun istiyorum artık. Ruhum yerlerde sürünürken hayat kaldığı yerden devam etmesin. Bir de nolur yalvarırım, çocuk kalmaktan falan vazgeçtim, lanet olsun istemiyorum, ama bari çocuklar çocukluklarını yaşasın. Dokunmayın çocuklara. Dokunmayın.

28 Ocak 2016 Perşembe

2015'te İzlediğim En Şükela Filmler

Yani ben 2015'te izledim, filmler 2015'te vizyona girmek zorunda değil.




1- 2 Gün, 1 Gece


Hayatımda izlediğim en anlamlı filmlerden biri olabilir. O kadar gerçek bir konu, öyle net öyle gerçek işlenmiş. Mutlaka ama mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. 

2- Bisikletli Çocuk


2 gün 1 gece gibi bu film de Dardenne kardeşlerin elinden çıkma. Sanırım Dardenne'lerin tarzı hikayeyi olduğu gibi vermek ki bu konuda oldukça başarılılar. Fransız olmalarına rağmen insanın kalbini sıkıp posaya çevirecek hikayelere el atıyorlar ve hiç de vıcık vıcık olmuyor.

3- White God


En sevdiğim filmler listesinde her daim yerini koruyacak efsane bir film. Nasıl açıklayabilirim hiç bilmiyorum. Sadece son sahnesi bile tek başına yıllarca aklımdan çıkmayacak. Lütfen izleyin. Ve filme başlamadan önce yanınıza mendil almayı unutmayın.

4- Macbeth


Tam anlamıyla bir görsel şölen. Sanat içinde sanat. Ne ararsan var, şiir, resim, sinema, fotoğraf, müzik. Her yandan enfes bir çalışma çıkmış ortaya. 

5- Imıitation Game


Filmi izlemeden önce Alan Turing'den ve hikayesinden hiç haberim yoktu. Tanıştığıma memnun oldum.

6- Pride


Çok tatlı bir film. Tatlılığında bir İngiliz filmi olmasının büyük payı var, çünkü hikaye geçtiği yıllar için oldukça marjinal. Vejetaryen kıza "hiç mi?" tepkisi veren teyze favorim. :)

7- Inside Out


Normalde animasyon sevmem pek. Ama bunu iyi ki izlemişim :) Çok eğlenceliydi. Fikre bayıldım.

8- The Wrestler


Adam öldü mü yaa acaba sonunda!? İnşallah ölmemiştir :/

9- The Secret Life of Walter Mitty


Karakter insanın kişiye bakışını kesinlikle çok etkiliyor bence. Müzede Bir Gece'deki Ben Stiller nereee, bu filmdeki nere. (buradakine bayıldım demek istiyor.)

10- Lobster


Tamam bunu 2016'da izledim ama çok başında izledim. Bence yazabilirim çünkü çok da beğendim. Yalnız olmanın yasak olduğu  bir toplumda insanların birbirine nasıl robotik adımlarla yürüdüğünü izliyoruz, bence bayağı kara mizah, trajik ve çok komik. 

üzledim.

Çünkü paylaşmazsam ölürmüşüm. İşte geldim. Canım blogum.

bunu da buraya bırakayım alıştırma olsun: Phosphorescent- Song for Zula

15 Kasım 2015 Pazar

I could live in hope.

Sanki başka çaresi varmış gibi. 

Angus&Julia Stone- For You


9 Temmuz 2015 Perşembe

Sevgili Kendim.


 
 
"İçine atladığım-atıldığım hayatta, sabah uykusundan başka bir düzine yaşanmamışlık biriktireceğim. Mağaza vitrinlerinde camdan yansıyana değil, camın içindekine odaklanacağım bir hayatı ben tercih etmiyorum. Öyle bir hayatla tam olarak ne yapılır, bunu bile bilmiyorum. Şık restoranlarda nasılsın'dan ziyade, ne yersin'i ben tercih etmiyorum. Süslü yemek isimlerinin tam olarak neremi doyuracağını bile bilmiyorum. Yaşayacağım yeni tecrübelerin bedelleri kağıt paralarla sayıldıkça, biliyorum ki en fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler, kaç para ederliğimle ilgilenecekler. Masanın üzerindeki West önce Winston olacak, sonra Marlboro. Zehirlenmemin kalitesini temsil edecek. Ayakta alkışlanacağım. Hiç dokunmadığım eller tarafından alkışlanacağım."
 
4 yıl önce yazdığım bu paragrafı okudum az önce. 4 yıl sonrasından kendime cevap vermek istedim.
 
Sevgili Kendim,
 
En fazla 5 yıl sonra sepya tonunda bir Duygu görecekler demişsin. O zamanlar Instagram filtreleri yokmuş hayatında, ne güzel. Bugün o filtreler piksel piksel işledi tenimize, gülüşlerimize, yediğimiz lokmalara, attığımız her adıma. Ve çok öngörülü davranmış, az çok tahmin etmişsin geçireceğin değişimi. Mesela o zamanlar yazdığın yazıları döner tekrar tekrar okurdun. Şimdi çektiğin fotoğraflara dönüp tekrar tekrar bakıyorsun. Gerçekten de artık mağaza vitrinlerinin içine odaklanıyorsun. Yansıyana bakmak çoğu zaman aklına bile gelmiyor. Bu etrafındaki insanların çoğu için böyle ne yazık ki. Onlardan etkilenmemek için az buz çaba sarf etmedin. Mecburiyetten zamanının çoğunu birlikte geçirdiğin insanlardan kendini sakınamıyorsun. Yine de onlar gibi değilsin. Çünkü ne zaman çok yakın olmak istesen aksine birbirinizi şiddetle itiyorsunuz.
 
Yaşayacağın yeni tecrübelerin değeri diğerlerince para ile sayılsa da, aslında tam anlamıyla senin için öyle olmadı. Evet para harcamak ile para biriktirmek sorunu hayatında yer kaplıyor, canını sıkıyor. Ancak "keşke para ile satın alınsa ve benim bunu almaya param yetmese" diyeceğin tecrübeler de yaşadın. Burada insanlar birbirlerinin en çok ve belki de sadece nerede çalıştığıyla, kaç para kazandığıyla, ne giydiği ile, nerelerde takıldığıyla, eviyle, arabasıyla ilgileniyorlar. İnsanların büyük bir kısmının bu kadar boş olduğunu ve bazı insanlarla ne kadar uğraşırsan uğraş paylaşacak HİÇBİR ŞEY bulamadığını, bulamayacağını tecrübe ettin ne yazık ki.

Sevgili Kendim. Sigarayı hala bırakamadın. Ama Marlboro içmiyorsun. Kötü haber: Hala o kadar zengin değilsin.

Ve seni gerçekten çok özledim.